Sayın Ahmet AVİNAL (http://www.avinal.com/) tarafından kaleme alınan ve özellikle inşaat sektöründeki projelerin yönetimine bakışı anlatan aşağıdaki yazıyı blog sayfamdan paylaşmak istiyorum. Konuyla ilgili tartışmalar msproject@yahoogroups.com üzerinden devam etmektedir.
“Sayın Meslektaşlarım. İnşaat Sektörümüz ile bazı konuları tartışmaya açmak istiyorum. Lütfen katılımcı olun. Sektörümüzün daha ileriye gidebilmesi için, kendisini gözlemlemesi, düzeltilecek konuları anlayarak bu yolda çalışma yapması gerekmektedir. “İnşaat Sektör” gemisinde yüz binlerce insan var. Bu insanların geleceği bu sektörün geleceğine bağlı. Firmalarımızın da, Teknik Personelimizin de dönüp kendisine bakması, değerlendirmesi ve geleceğe kendisini hazırlaması gerekmektedir. “Ben yaptım oldu” değil, “Ben nasıl yapmalıyım” üzerinde yoğunlaşmalıyız. Aşağıdaki bu yorumlarımın yeni tartışmalara yol açacağını sanıyorum. Kişisel saldırılara kapılmadan, doğruya giden yolu bulmak için tartışalım.
2001 Krizinden Sonra Müteahhitlik Sektörü
1972 yılından beri aktif olarak inşaat sektörümüzün aktif bir üyesiyim. Bu 36 yıllık süre boyunca değişen siyasi iktidarların sektör üzerindeki etkilerini, tüm fiyat farkı kararnamelerini, değişen inşaat yasalarını (2490 – 2886 – 4734) izledim ve bunların kapsamında çalıştım. Bütün bunların olumlu ve olumsuz yanlarına bizzat yaşayarak şahit oldum.
İnşaat Yazılımlarının Ülkemizdeki ilk örneklerini vermemden ötürü, Avinal Yazılım Firmasını kurulduğu 1991yılından bu yana, 1000 den fazla firma ve 10000’lerce Teknik Personel ile birebir iletişimde ve bilgi alışverişinde bulundum.
Özellikle 2000 li yıllardan sonra ERP sistem kurucu, Planlama ve İnşaat Yönetim danışmanı olarak bazı İnşaat Firmalarımızla birlikte Cezayir, Kazakistan, Afganistan, Katar, Azerbaycan, Ukrayna, Türkmenistan, Romanya gibi ülkelerde çalıştım. Bu coğrafyalardaki inşaat koşullarını ve Türk Müteahhitlerinin konumlarını izledim.
2001 Krizi İnşaat Sektöründe büyük bir atılıma sebebiyet vermiştir. O yıllara kadar çoğunlukla Yurt içi işlerden beslenen İnşaat Firmaları, Türkiye deki yatırımların durması ve mevcut yatırımlarında Siyasi iktidar yanlısı firmalara kaydırılmasından dolayı ayakta kalabilmek için Yurt dışına açılmak zorunda kalmışlardır. 2000 li yıllardan önce Yurt Dışı Müteahhitlik sektöründe faaliyet gösteren firma sayısı on’lar ile ifade edilirken, 2001 den sonra yüz’lerle (belki bin’ler ile) ifade edilmeye başlanmıştır.
Türk insanının dinamizmi, mesai kavramı olmayan çalışma şevki, cesareti, pratik zekası ile gurur duyuyorum. Bu ülkelerdeki insan kaynağını kendi insanımızla mukayese ettiğim her zaman bu farklılık bana heyecan ve mutluluk vermiştir.
Bu nedenle değilmidir ki 2001 yılından bu yana 60 dan fazla ülkede binlerce şantiyede iş gerçekleştirebildik. Son okuduğum bir habere göre yurt dışında 2008 yılında, kriz öncesi aktif şantiyelerimizin sayısı 5000 civarında imiş.
Ama ne yazık ki, Müteahhit Firmalarımız inşaatların fiziksel gerçekleşmesinde sağladıkları bu başarıyı, hiçbir sisteme uymadıklarından, finansal başarı olarak gerçekleştirememişlerdir. Benim 2008 deki bu global kriz sonrası tahminim bu 5000 şantiyenin en az 3000 – 3500 tanesinin olumsuz sonuçlarla (zararla) kapanacağıdır.
Kriz olmasa da bu kötü finansal sonuç ile karşılaşacaktık. Bu kriz yalnızca kötü sonuç ile karşılaşmamızı hızlandırmıştır. Kişilerin, kredi kartından çekilen avans ile diğer kredi kartı borcunu kapamaları gibi, inşaat firmalarımızda yeni işlerin avansları ve ilk nakit girdileri ile eski problemli işlerini kapatmaya çalışmışlardır. Çok hızlı bir büyüme içine girmişler, bazı firmalar, 15-20 milyon USD lik işlerde taşeron olarak başlamışlarken, çok kısa sürelerde 300-500 milyon USD lik iş kapasitesine ulaşmışlardır. Dünyanın her tarafındaki yatırımlara fazla hesap yapmadan , olsa olsa hesapları ile Türk insanının pratikliği ve cesareti ile sahip çıkmışlardır.
Evet, ne yazık ki İnşaat Firması olmanın gerektirdiği Profesyonelliğe, sisteme sahip olmamanın bedelini çok ağır bir biçimde ödeyeceğiz. Bu bedeli Müteahhit firmalardan çok daha ağır olarak, o firmalarda çalışan taşeronlarımız, işçilerimiz, teknik personelimiz ödeyecektir. Maalesef, eski dönemlerde de, bu her zaman böyle olmuştur. Müteahhit firmalarımızın hesapsızlığının, sistemsizliğinin, plansız ve programsız çalışmalarının ve profesyonelliğe uygun olmayan organizasyon yapılanmalarının kötü sonuçları hep taşeronlara ve çalışanlara çıkarılmıştır.
“Türk insanının dinamizmi, mesai kavramı olmayan çalışma şevki, cesareti, pratik zekası ile gurur duyuyorum.” Demiştim. Ama Müteahhit Firmalarımızın büyük bir çoğunluğunun profesyonellikten çok uzak yapılanmaları ve iş’e sistemsiz, hesapsız ve programsız yaklaşımları bana hep hüzün vermiştir.
Türk Müteahhitlik sektörünü Dünyada 3. konuma getiren, ana yüklenici firmaların profesyonelliği değildir; Türk insanının dinamizmi, çalışkanlığı, pratik zekası ve özellikle Taşeron firmalarımızın kendi işlerini iyi bilmeleri ve yürütmedeki becerilerindendir.
Neden Bu Durumdayız?
** Doğru Teklif vermeyi bilmeyiz. Çünkü Firma hafızası diyebileceğimiz bir veri tabanımız yoktur. Her teklif bizim için “Amerikanın yeniden keşfi” gibidir. Teklif’in, projesiz yapılara “olsa olsa” metodu ile m2 bazında yaklaşımlar ile veya “Excel” dosyalarında şekillendirilmiş bazı kolonlardaki hücrelerin çarpımı ve toplamı sonucu ulaşıldığını zannederiz.
** “Master Plan” hazırlama, yani işin ilk hareket planını oluşturma, bunu yazılı bir doküman haline getirme alışkanlığımız yoktur. İşin ilerleyen safhalarında kendimizi bu ilk harekat planına göre ölçme ve değerlendirme bilincimiz yoktur.
** İş’i tarifleyen Sözleşmeler olsa bile okumayı sevmediğimizden, onu ciddiye almaz bir göz gezdirmekle yetiniriz. 2490 ve 2886 sayılı İhale kanunlarımızdan kalma, bize özel alışkanlıklar ile “sorun olursa çözeriz” diye düşünürüz. Şartname ve sözleşmeleri bir bağlayıcı değil, pratik zekamız ile üstünlük sağlayacağımız, delebileceğimiz anlamsız kurallar dizesi olarak algılarız.
** Planlama – İş Programı yapma alışkanlığımız “SIFIR” noktalarındadır. Şantiyelerimizde Planlama görevlileri olabilir, ama İş Programı nedir? Kim yapar? Nasıl takip edilir? Nasıl Güncellenir? Ne iş’e yarar? Bunlar bilinmez ve bu işlem yalnızca sözleşmelerde varsa, sözleşme gereği verilen bir “Çubuk Diyagramı” olarak algılanır.
** Büt
Recent Comments