
- Bizim kurban, doğuda yetişmiş, bu yüzden, eti buralarınkine benzemez, ekmeksiz yiyiverin.
- Mubarek iki bayram arasıda pek yakın, hemen geliveriyor… ama onun tadı başka bunun tadı başka…
- Gelin hanım, bu oğlan doğduğunda avcum kadardı. Kim derdi bunun boyle büyüyeceğini…
- Bizimki ev baklavası. Kendi ellerimle yaptım. Pek hafif.
- Biraz daha et koyayim, vallahi siz az yediniz. Hic icime sinmedi… (o sirada misafir patlamak uzeredir)
- Çocukların büyüdüğü görüldüğünde söylenen soz: Dünyaya gelen büyüyor.
- Sağ olana hergün bayram.

Microsoft Project, proje yöneticilerine aktiviteleri, kaynakaları ve atamaları planlamaları ve gerçekleşmeleri takip etmeleri için Microsft’a destek veren bir firma tarafından DOS ortamında geliştirilmiş bir yazılımdır. Microsoft 1985 yılında yazılımın tüm haklarını satınalmış ve DOS’ta 2. ve 3. versiyonlarını 1985 ve 1986 yıllarında yayınlamışlardır. İlk Windows versiyonu 1990 yılında geliştirilmiştir.
Microsoft Project, Windows tabanlı geliştirilen üçüncü yazılım olmuştur çok kısa zamanda proje yöneticilerinin ağırlıklı olarak kullandığı bir program haline gelmiştir. Her ne kadar Microsoft Office ailesinin bir üyesi gibi tanıtılsa da hiç bir zaman Office ürünleri paketine dahil olmamıştır.. Şu anda da Standard and Professional olmak üzere iki farklı sürümü piyasada bulunmaktadır.
Microsoft Project, 1992 (v3), 1993 (v4), 1995, 1998, 2000, 2002, 2003 and 2007 yıllarında ek özellikler kazanarak, kullanıcılara sunulmuştur.
Özellikle 2000′den sonraki versiyonları Microsoft Project Server’ın gelişimiyle, internet ve intranet üzerinden proje yönetmeye imkan veren özelliklere kavuşmuştur.
Project
Proje kelimesi Latin’cedeki “projectum” kelimesinden gelmiştir. Bu kelimenin de kökeni “proicere” – “bir şeyi ileriye atmak” anlamındadır. Pro- ön takısı ise “bir şeyin öncesindeki” anlamına gelmektedir. bu takı Yunanca’daki “πρό” ön takısıyla paralellik gösterir. Bu durumda Project kelimesi Öne Atılmak, İleri Atılmak anlamına gelmektedir.
Manage
Latince’deki “manus” (el) kelimesinden türeyen bu terim İtalyanca’daki “maneggiare” (elde tutmak – özellikle bir atı), Fransızca’daki “mesnagement (daha sonra ménagement) “, İngilizce’de de “management” ifadesi 17. ve 18. yy. da kullanımı yaygınlaşmıştır. Mary Parker Follett (1868–1933) 20.yy’ın başında yayınladığı bir kitapta “insanlar aracılığyla bir şeylerin yapılabilmesi sanatıdır” demiştir.
Babamın anlattığı bu hikaye ne zaman aklıma gelse kendi kendime gülümserim ve arkadaşlarımla birlikte olduğum toplantılarda anlatmaktan çok hoşlanırım.
Yıllar önce babam, Bilecik’te elektrik direklerinin dikildiği bir şantiyede şef olarak görev yaparken bir ustası varmış. Adamcağız, bir sabah uyanmış ki çok kötü hasta. Ateşi yüksek, başı dönüyor, midesi alt üst durumda… felaket bir halde… Sabahleyin, babamın yanına gidiyor ve “ben hastayım, evim de Bozüyük’de, evime gideyim de 1-2 gün dinleneyim. İyileşir, iyileşmez dönerim” diyor. Tabi babam da izin veriyor. Adamcağız, Bilecik’ten Eskişehir’e giden minibüse biniyor, arada Bozüyük’de inecek… Böylece 1 – 1,5 saatlik Bozüyük yolculuğuna başlıyor. (Aslında Bozüyük – Bilecik arası normal arabayla 45 dak. mesafedir ama minibüs dura kalka gittiği için yol şartlarından dolayı da 1,5 saate yakın yolun sürdüğü olur) Yalnız, ustabaşımız hasta olduğundan muavine “eğer uyursam beni mutlaka Bozüyük’de indir” diye de tembih ediyor. Daha sonra da başını oturduğu koltuğun başına yaslıyor ve hastalığın etkisiyle de derin bir uykuya dalıyor. Aradan epey bir zaman sonra minibüsün durduğunu farkederek, gözünü açıyor ve ne görsün! Minibüs Eskişehir otogarına parketmiş, beklemekte… içeride kendisinden başka kimse yok. Adam hemen muavini bulup, çıkışıyor”niye beni Bozüyük’de uyandırmadın” diye. Muavin sus, pus. Neyse, adamcağız napsın tabi, ayakta duracak hali yok, yine aynı minibüse binip, yine muavine binbir tembihte bulunuyor ve yine başını koltuğa koyup, derin bir uykuya dalıyor. Aradan uzun bir zaman geçip de gözünü açtığında yine ne görsün, minibüs bu sefer de Bilecik otogarına kadar gelmiş. Artık muavine söylecek bir şey yok. Adam binbir kızgınlıkla şantiyenin yolunu tutuyor. Şantiyeye geldiğinde zaten akşam olmuş ve çalışanlar hareketli geçen bir günün ardından akşam yemeğine oturmuşlar. Babam, ustabaşını karşısında görünce iyileştiğini düşünüyor. Tabi adamcağız, başına gelenleri anlatınca herkes basıyor kahkahay.
O ustabaşının denk getiremediği Bozüyük’ten ne zaman geçsem bu komik hikayeyi hatırlarım.
Recent Comments